yasamak refleksi

ölümle burun buruna gelinen anlarda hayatta kalabilmek adına yapılan her türlü hareket, eylem..sonrasında " vay beea ne kadar hevesliymişim yaşamaya" şeklinde düşünceler üşüşebilir aklınıza, normaldir.

alternatif maliyet

wieser'in ortaya atmış olduğu bu kavramı ricardo'nun karşılaştırmalı üstünlük teorisi'ne uygulayıp, fırsat maliyetleri uluslararası ticarete uyarlayan kişi gottfried haberler'dir.

alternatif maliyet

kıt kaynakların kullanımı ile ilgili alınan her kararda, seçilen alternatifin maliyeti seçiminden vazgeçilen alternatiftir.tüketim, üretim ve devletin kararlarında alternatif maliyetten bahsedilir.

devletin kararlarında alternatif maliyete "sosyal alternatif maliyet" de denilmektedir.bunun nedeni, devletin kar amacı gütmemesidir.

mutlak ustunluk

1776 yılında adam smith tarafından ortaya atılmıştır. smith'e göre, bir ülke bir malı diğer ülkeye göre mutlak olarak verimli (ucuz) üretiyorsa o malda uzmanlaşmalı ve üretim fazlasını ihraç etmelidir.buna karşılık nispeten verimsiz (pahalı) ürettiği malı ise karşı ülkeden ithal etmelidir.

karsilastirmali ustunluk

1817 yılında, adam smith'in mutlak üstünlükler teorisini okuduktan sonra kendisine, " eğer bir ülke iki malın üretiminde de mutlak olarak üstünse karlı dış ticaret yapılabilir mi?" sorusunu soran david ricardo tarafından ortaya atılmıştır.

ricardo'ya göre, uluslararası ticarette bir ülke her iki malın üretiminde mutlak olarak üstün olsa bile karlı dış ticaret yapılabilir.bunun için yeter ve zorunlu tek şart; iki ülkenin yurtiçi maliyetlerinin birbirinden farklı olmasıdır.

faktor donatimi teorisi

faktör donanımı, faktör zenginliği, heckscher-ohlin veya h-o teorisi gibi çeşitli isimlerle anılan bu teori, 1919 yılında isveçli eli filip heckscher tarafından bir makalede ortaya atılmış daha sonra 1933 yılında bertil ohlin tarafından ingilizceye çevrilerek isveçli iktisatçının anlaşılmasına yardımcı olmuştur.

bu teoriye göre;bir ülke hangi üretim faktörüne zengin olarak sahipse o üretim faktörünü yoğun olarak kullanan üretim dallarında uzmanlaşır ve karşılaştırmalı üstünlük elde eder.

rybczynski

bu teori t. m. rybczynski tarafından 1955 yılında ortaya atılmıştır.

teoriye göre; emek ve sermaye faktörlerinden birinin arzı artarken diğerinin arzı sabit kalıyorsa, arzı artan faktörü yoğun olarak kullanan üretim dallarında üretim mutlak olarak artar diğerinde ise azalır.

ramazanda sevgiliyle bulusmak

ister iki taraf da oruçlu olsun ister sadece biri oruçlu olsun farketmez.zira önemli olan bunun bilincinde olup ona göre davranmaktır. misal kesinlikle ve kesinlikle oruçlu sevgilinin üstüne gidilmemelidir çünkü açlık ve sigarasızlık - isterse melek gibi olsun - kişiyi asabi yapar, alttan alıp iftara kadar ses çıkarmamak iki taraf için de hayırlı olacaktır ** . onun dışında orucu bozabilecek hal ve davranışlardan da kaçınmak lazım gelir, sevaba gireyim derken günaha girmeyelim de!! *

coca cola nin ramazan aylarinda musluman olmasi

şaşılacak bir durum değildir zira bu çok güzel bir pazarlama stratejisidir. eğer ki coca cola türkiye'de ramazan ayında satışlarını arttırmak istiyorsa yapabileceği yegane şey ramazana özel reklamlar haızrlamaktır ki coca cola'nın yanında diğer bütün ürünlerin/ markaların yaptığı da başka bir şey değildir. bunun bir diğer örneği de ülker'dir.

ülker bayramlarda reklamlarını özenle hazırlar misal. iki tane yaşlı teyze/amca koyar, fonda da yürekleri eriten bir müzik.. salya sümük ağlatırken anneanne ve dedelerimizi ziyerete giderken kesin bir kutu ülker çikolata götürtmeyi garantiler!!

başka türlüsü düşünülemezdi zaten..reklam reklamdır,iyisi kötüsü olmaz! dereyi geçene kadar müslüman olmak coca cola'yı karalamaz aksine işlerine yarar.

kimse bize kardeslerimiz icin terorist dedirtemez

bu gibi durumlar için sayın(!) rte'nin güzide bir özlü sözü var.hoş kendisinin pek çok özlü sözü var ama bu duruma kelimenin tam anlamıyla cuk diye oturan bir tanesi var ki -biraz değiştirerek de olsa- söylememek ayıp olur o derece yani..

<bkz: kardeşlerini de al git buradan>

kisinin buyudugunu anladigi an

düştüğünde(!) ağlamadığın andır. *

ne dinliyorum ozelligi

hemen hemen herkesin gereksiz bulduğu lakin bu kesimin çoğunluğunun * "kim/nerede/ne yapıyor ?" sorularına duyduğu büyük ilginin kurbanı olarak kullanmadan edemediği özellik. *

actigi baslik ilgi gormeyince hayata kusen yazar

büyük bir coşkuyla kalvyeye sarılıp başlık açan yazarın hezimetle sonuçlanan deneyimidir. mevzu bahis yazarın kırk yılın başı başlık açası gelmiştir lakin gelin görün ki açtığı başlık tahmin ettiği gibi ilgi manyağı olmaz, akabinde "neden ben" diye karalar bağlar..ama geçicidir bir süre sonra açtığı başlık illa ki birilerinin dikkatini çeker ve o andan itibaren yazar eski şen şakrak, hayat dolu günlerine geri döner... ta ki yeni bir başlık açana kadar ! * *

makyaj yaparak tum kusurlarini gizleyebilecegini zanneden zihniyet

sanırım "ne kadar boyarsam o kadar kusursuz olurum" mantığı bu düşüncenin yan ürünüdür. zira sokaklarda bolca boya küpüne dalıp çıkmış hatunlar fink atmaktadır. pek tabii sonuç kusursuzluk değil aksine olmayan kusurları da varmış gibi göstermek olmaktadır.

hoş hiçbir zaman genelleme yapmak ya da daha kötüsü insanları " hede hödö zihniyet" diye ayırmak onaylanamaz lakin insan bir noktadan sonra isyan çığlıkları atmıyor değil. hayır far sür bacım ama n'olur bilmemkaç metre öteden görüp, senden tırsıp güzergah değiştirmemize vesile olabilecek kadar da değil !!

lafmacun tanga takimi

<bkz: önce arkadaşların kaynaklarını görelim> **

alkol alinca herkese veren kizlar

arkadaşlarını düşünen kızlardır. aklına esip o gece kendi çapında alem yapmak için alkol alan kızın dayanamayıp bütün arkadaşlarına da birer tane getirmesi ya da aynı şişeyi paylaşması mevzusudur.*

ayrıca; <bkz: başlığı götünden anlamak>

faten

tebrik edilesi, "şimdi bunun götü kalkmıştır" denilesi yazar(cık)..* **

ingilizce bilmeyen yazarlar icin alternatif basliklar

en alternatifi ingilizce bilmeyen ve anlamayan bireyin/yazarın kendi bildiği/anladığı dilde başlık açmasıdır ki yazar ingilizce bilmediği için alternatif olarak bu başlığı açmış ve aslında derdine derman bulmuştur amma velakin henüz bunun farkında değildir * *.dili döndüğünce de bir entry döşedimi o başlığın altına olmuş bitmiştir işte, kasmaya gerenk yok.

kadinlari elde tutmanin yollari

yolu yordamı yoktur. sevgi, saygı, güven, samimiyet ve sadakat ciddi bir ilişkide * olması gereken önemli şeylerdir ve erkek kişisi bunu zaten verebiliyor ve hissettirebiliyorsa hatun kişisine, oturup "ben bu hatunu nasıl elde tutarım" diye düşünmesine gerek kalmaz hatun kişisi gönülden bağlanmıştır, kovsan gitmez..ha tabi durum böyle değilse ve hatun kişisi gitmeyi kafasına koymuşsa bağlasan durmaz, iplerinden bir şekilde kurtulur ve gider.

gunluk planlarin tuvalette yapilmasi

"türkün aklı ya sıçarken ya kaçarken.." diye boşuna dememişler sanırım..*